« Önceki |

29/5/2009

İntikam Peşinde 15

Gözlerim zor açılıyordu ve içleri yanıyordu.

                İlçemizin küçük devlet hastanesine vardık. Beni uzun bir koridorun kapıdan tarafındaki yakın bir yerde duran banka oturttular. Babam giriş işlemlerini yapmak için danışmana gitti. Geldikten sonra sıramızı beklemeye başladık. Başımı zar zor dik tutabiliyordum. Üşütmüşüm diye tahmin ediyordum. İsmimin okunmasını bekliyorduk. Birkaç kişi vardı o koridorda. Kimi çocuğunu getirmiş, kimi annesini getirmişti. Herkes kendi halindeydi. Babam bir arkadaşını görüp onla sohbete başladı. Babaannem de karşımızdaki bankta oturan kadınla muhabbete girdi. İsmim acildeki doktorun yanında duran hemşire tarafından okunur okunmaz babaannem telaşla beni kaldırdı. Onunla birlikte doktorun odasına girdik.

                Doktor beni kan ve idrar tahlili için laboratuara gönderdi. Elimde doktorun verdiği kağıt ile babaannemin yardımıyla laboratuara gelip kapısını tıklattım. Kapıyı bir hemşire açıp beni bir sandalyeye oturttu. Kan ve idrarı verdikten sonra yine aynı bankta sonuçlar için beklemeye başladık bu sefer. Hastanelerin ilginç bir kokusu oluyordu benim için. Bu koku biraz kendime getirmişti beni. Ya da hasta insanları gördükçe durumumu kabullenince kendimi daha iyi hissediyordum. Ama yine de üzerimde büyük bir halsizlik vardı.

                Sonuçlar çıkınca aynı koridorun ortalarındaki laboratuardaki hemşire ismimi okuyup almam için beni çağırdı. Babam sonuçları yazan kağıdı alıp gelip bu kez babamla doktorun yanına girdik. Doktor elindeki kağıda bakarak reçeteye ilaçlar yazdı. O sırada babam “Nesi var Doktor Bey?” diye sordu. “Üşütmüş, biraz istirahat etsin, şu ilaçları alıp kullansın bi şeyi kalmaz.” dedi doktor.

Babam reçeteyi alıp benim koluma girerek birlikte çıktık. Babaanneme üşütmüş olduğumu söyleyince önce dedeme kızdı: “Ne diye çıkarırsın çocuğu akşam vakti? Banyodan sonra olacak iş mi bu şimdi?” diye kendi kendine söylenerek ayağa kalktı ve üçümüz birlikte hastanenin çıkış kapısına doğru yöneldik. Başımı kaldırıp kapıya doğru baktım. Tam bu sırada içeriye Hasan Amca ve kızının girdiğini gördüm. Yüreğim hızla atmaya başladı. Biraz toparlandım. Gözlerim onu aradı. Sırayla kapıdan girdiler. Önden Hasan Amca girip bizi görünce yanımıza doğru geldi. Arkasından giren kızı da onu takip etti. Onun arkasından kapanan kapıyı elini koyarak iteleyen Aylin’i gördüm. Gözlerim pırpır etti. Gördüğüm bir hayal miydi diye anlamaya çalışıyordum. Kalbim derinden yukarıya doğru atıyordu. Bana boğazımdaymış gibi hissettiriyordu. Sanki o an herkes yavaşlamıştı. Üstünde krem bir tişörtü, altında siyah eşofmanı vardı. Yavaş adımlarla geldi, dayısının yanında durdu.

28/5/2009

İntikam Peşinde 14

Belki de kendi dünyalarında herkese karşı olan bu isyan sayesinde bugün bizler sevmenin ne demek olduğunu biliyoruz.

                Bu gece geçmek bilmiyor bir türlü. Kafamda bir sürü şey varken uykum daha da uzaklaşıyordu benden. Aslında bir sürü şey değildi. Tek bir şeydi. O da Aylin.

                Uykusuzluk ilerleyen geç saatlerde yerini sersemliğe bırakıyordu. Uyumak istiyordum. Gözlerimi kapatıp her şeyden bihaber kaldığımız aleme gitmek istiyordum. Belki güzel bir rüya görürdüm. Belki de bir kabus. Ama yine de uyumak istiyordum. Yüzükoyun yatmıştım başımı sola çevirerek. Duvar vardı gözümün önünde. Bu duvara öyle bir bakıyordum ki sanki oydu bana engel olan. Sanki Aylin bu duvarın arkasındaydı. Bir yandan da kendimi avutmaya çalışıyordum. Daha önümüzde vakit var diye düşünüp iyimser fikirlere yer veriyordum kafamda. Daha henüz her şey yeni başlıyor diye düşünüyordum. Ama bir anda kendimi onun yerine koyduğumda kendime hiç şans veremiyordum. Çınar ağacının altındaki gibi yine kaçar giderse benden diye düşünüyordum. Kendimi zavallı gibi görüyordum onun gözünden baktığımda. Ama ben bu dertle yaşayamazdım. Hayır diyecekse de desin ona açılmalıydım. Dosdoğru gidip içimdekileri bir çırpıda söylemeliydim.

                Belki o da benim gibi bir aşk arıyordu. İnsan önce görüyor, hoşuna gidiyor ve gittikçe aşık olmaya başlıyor. Ben sadece kendimi göstermeliydim. Hoşuna giderse de gerisi gelebilirdi.  Ama önce ben en olduğum gibi ben olmalıydım. Kafamda oluşturduğum şekil buydu. Onun beğendiği değil, benim olduğum şekil olacaktım.

                Sabaha karşı uyuyakalmışım. Kalktığımda öğlene geliyordu saat. Başım feci şekilde ağrıyordu. Doğrulmaya çalıştığımda her tarafın döndüğünü görüp yatağa bıraktım aniden kendimi. Anladım ki kalkamayacaktım. Elimi alnıma götürüp ateşim var mı diye baktım. Kolumu güçlükle kaldırıp bir şey anlayamadan indirdim. Biraz sonra babaannem gelip beni yokladı ve “doktora götürcez seni.” deyip gitti. Geldikten sonra babamla beni arabaya bindirdiler. Bağ yollarının kıvrımlı virajlarında bir sağa bir sola döne döne ilçemizin asfalt bir yoluna varabildik. Caddelerden sakin bir şekilde giderek hastaneye ulaştık. Gözlerim zor açılıyordu ve içleri yanıyordu.

27/5/2009

İntikam Peşinde 13

Bizim bağa yaklaştığımızda yürüyüşümüzün bitip bağımıza gireceğimizi tahmin ediyordum. 

                Bağımızın kapısının önüne gelmiştik. Sol tarafımızdaki demir kapıyı es geçip ilerlemeye başladık. Yazın sıcaklığını emen akşam serinliğiyle esen hafif bir rüzgar yüzümüzü okşuyordu. Sıra sıra bağları geçiyorduk. Gördüklerimize selam veriyorduk. Sola doğru kıvrımlaşan yolun sağında kocaman ceviz ağaçları, solunda ise büyük ıhlamur ağaçları vardı. Hasan Amca’nın bağına yaklaşıyorduk. Hasan Amca’nın bağında nar ağacı dikiliydi. Ağaçların arasına ise yıldan yıla değişiklik gösteren sebzeler ekili olurdu. Bu sene bamya ekmişti öğrendiğime göre.

                Lafı Hasan Amca’ya getirip dedemden bilgi almaya çalışıyordum. Küçük bir ilçede olduğumuzdan herkes herkesin hısmını ve ne yaptıklarını bilirdi. Dedem de anlatmaya başladı Hasan Amca’yı ve onun akrabalarını. Ben sorularla onu Hasan Amca’nın kız kardeşini yani Aylin’in annesini anlattırmaya başardım. Tam bu sırada Hasan Amca’nın evinin önünden geçiyorduk. Dedeme hissettirmeden evin penceresine bakıyordum garip bir hisle. Onu görmek istiyordum. Oysa ki perdeleri çekilmiş pencerenin yakınlarında kimse yok gibiydi.

                Dedem anlatmaya devam ediyordu başımı yola çevirdiğimde. Bir süre daha ilerleyip sonra geri döndük. Dedem hala anlatıyordu. Her şeyi anlatıyordu ama. Neredeyse nüfus kütük defteri ondaymış gibi Hasan Amca’nın bütün sülalesinin neler yaptığını, başlarından ne gibi             olaylar geçtiğini bir bir anlatıyordu. Yine o eve yaklaştık. Dedem benim sağımdaydı, evse dedemden taraftaydı. Dedeme bakar gibi yapıp eve bakıyordum. Avlularındaki ışıklar yanıyordu. O da orada olmalı diye tahminde bulunup başımı yola doğru çevirdim. Dedem hem anlatmaktan hem yürümekten yorulduğu belli bir halde birden sustu.

                Öylece bağımıza vardık. Yatağa tekrar başımı koyduğumda bir şeyler yapmak lazım diye düşünmeye başladım. Bir yandan kendime acıyordum. Bir yandan hoşuma gidiyordu. Çünkü epeydir böyle bir his yaşamamıştım. Belki de üniversitedeki yalan aşklar beni sıkmıştı. Buradaki aşklar ise bambaşka olurmuş. En yakınlarımdan biliyorum. Dedemle babaannemden, annemle babamdan… Büyük çabalar sonucunda evlenmişler. Şimdi öyle bir anlatıyorlar ki film zannediyorum dinlerken. Dedemin babaannem için verdiği savaş, babaannemin dedemi beklemesi… Böyle büyük sevdalar bizim neslimizden uzak olmamalı. Belki de kendi dünyalarında herkese karşı olan bu isyan sayesinde bugün bizler sevmenin ne demek olduğunu biliyoruz.

26/5/2009

İntikam Peşinde 12

Akşam olmak üzereydi. Galiba bugün hiç göremeyecektim.

                Demir kapımız müthiş bir gıcırdamayla açıldı. Yaklaşan adım seslerine, babaannemle birlikte merakla bakmaya başladık. İçimde garip bir his vardı. Babaannem “Kim ki acaba?” diye söylendi. Hafif doğruldum. Tam bu sırada yaklaşan kişi köşeden dönüverdi. Gelen Hasan Amca’nın eşi Melike Teyze idi.

“Naparsın Ayşe Teyze?”

“Yemeği hazırlıyom kız Melike!”

“Karabiber öğütücün vardı senin, nerde o?”

“İçerde, ikinci çekmecede.” dedi babaannem ve bunu duyan Melike Teyze hemen içeri girip öğütücüyle birlikte dışarı çıktı. Böyle şeyler bizlerde çok olurdu, çünkü herkes birbirini tanıyıp bildiğinden güvenlerimiz tamdı. Dışarı çıkan Melike Teyze:

“Ya benim görümce geldi Almanya’dan, onlar gelcek yemeğe”  dedi.

“Temelli mi gelmişler?”

“Evet, anlatırım sonra şimdi yemeğim var ocakta.” deyip koşar adımlarla evinin yolunu tuttu.

                İçime bir güneş doğmuş gibi ısınmıştı yüreğim. Babaannemden daha fazla bilgi edinebilecektim. Belki bize de gelebilirlerdi. Bu umut bile beni yemyeşil diyarlara götürüyordu. Uçsuz bucaksız yeşil kırlarda koşturuyor gibi oluyordum.

                Yemekten sonra dedemle bir yürüyüşe çıktık. Akşamın karanlığını her yüz metrede bir duran loş ışıklı sokak lambaları hafifçe aydınlatıyordu. Dedemle sohbet ediyorduk. Önce yukarıya doğru çıktık. Bizim arka su veren dereye kadar gelip geri döndük. Oradan aşağıya doğru yürümeye başladık. Dedem çok dürüst ve iyi birisiydi. Beni de çok seviyordu. Ne de olsa adaştık. Elindeki bastonla ağır ağır yürüyordu yanımda. Bizim bağa yaklaştığımızda yürüyüşümüzün bitip bağımıza gireceğimizi tahmin ediyordum. 

25/5/2009

İntikam Peşinde 11

Yerli yersiz yüzümde bir sırıtma peydah oluyordu.

                O günün sonunda yatağıma girdiğimde içimde garip duygular vardı. Reddedilmişlik ve birden tekrar ümitlenmek içimde zıt duyguları bir araya topluyordu. Sırtüstü yatmış, gözlerimi karanlık odanın dolunayla alacalaşan tavanına dikmiştim. Bir yanım boş ver diyorken diğer yanım sevinçten ölecek gibiydi. Hasan Amca’nın anlattıklarını tekrar gözden geçiriyordum. Onun dediğine göre Aylin, üniversiteyi yarıda kesip gelmişti Almanya’dan. Buraya henüz alışamadığından bahsetti. Onun hayatı şimdilik karmaşıklarla doluydu bana göre. Çünkü sormam gereken bir sürü soru vardı. Tabii ki de bunları sorabilmem için önce tanışmamız gerekiyordu.

                Sabah kalktığımda saat 8’e geliyordu. Yattığım gibi bulmuştum kendimi. Sırtüstü yatmaktan belim hafif tutulmuştu. Doğruldum ve avluda elimi yüzümü yıkayıp oradaki divana oturdum. Avlumuz biraz büyüktü. Demir kapıyı açıp ufak yoldan ilerleyince evin bitimindeki köşeden döner dönmez başlıyor ve evi bitirene kadar devam ediyordu. Evin kapısı avluya doğru yani bağa doğru açılırdı. Açıldığı yerde çatı bağa doğru ilerliyordu. O kısmı ayakta tutmak için altında dört tane büyük tahta kalaslar vardı. Bunlar sütun görevi görüyordu. Çatının bu kısmının altı avluydu. Orada belli bir düzen içerisinde konulan iki divan, bir yemek masası ve birkaç tane sandalye bulunurdu. Avlunun evin köşesinden kapıya giden tarafındaki köşesinde bir çeşme vardı. Çeşme, demir bir borunun yerden bir metre yukarıya kadar yükselmesiyle ucunda bir musluğun takılı olduğu, dik durması için tahta bir çıtaya bağlı olan, dökülen suyu yerle aynı hizada bulunan küçük bir çukurdan bağa doğru giden bir hortumla ziyan etmiyordu.

                Orada biraz oturup uykum iyice açılınca ne yapacağımı düşünmeye başladım. Onu tekrar görmek istiyordum. Ve daha da ötesi tekrar konuşabilme imkanımın olmasını… Belki yine bir tesadüf olabilirdi. Ya da kaderimiz bizi birleştirebilirdi. Ama ben de bu istediğim kadere ortak olmak istiyordum. Ne yapacağımı düşünüyordum. Her şeyden önce benden nefret etmemesi lazımdı.

                Babaannemin gözlemelerini çayla bir güzel yedikten sonra dedemin bana verdiği şeftalileri ilaçlama görevi için ilaçlama tulumbasını hazırladım. Ve dedemin hazırladığı ilaçlı su bulunan büyükçe bir bidondan tulumbamı doldurup ilaçlamaya başladım. Bu tulumbayı sırtımda asılı olarak bir elimde pompası diğer elimde hortumu ile tutuyordum. İlaçlamam gün boyu sürdü. Yaklaşık bir yirmi ağacı bu şekilde ilaçladım.

                İşim bittikten sonra güzelce bir duş alarak avluya çıkıp oturdum. Babaannem yemeği hazırlıyordu. Dedemse yan bağların birine gitmişti. Benimse aklımda Aylin vardı. Divana uzanıp yine ne yaparım diye düşünüyordum. “Acaba Hasan Amca’ya mı gitsem?” diye sordum kendime. “Hangi sebeple?” dedi diğer yanım. Akşam olmak üzereydi. Galiba bugün hiç göremeyecektim.

 

Kategorilerim

Bağlantılarım

  • RSS
  • Blogcu ile yapıldı